13 Nisan 2012 Cuma

İçerik Pazarlama Stratejisi İçin 6 Faydalı Yöntem

İçerik Pazarlama Stratejisi 1 sene öncesine dönüp bakıldığında hakkında çok konuşulan bir konu değildi. Fakat son günlerde ardı ardına gelen açıklamalar, içerik pazarlamanın şirketlerin ömrü için ne kadar önemli olacağına dikkat çekiliyor. Hatırlarsanız Vuslat Doğan Sabancı son günlerde kendisine yöneltilen bir soruyla ilgili olarak  geleneksel medyaya değil, yeni medyaya yatırım yapmayı düşündüklerini belirtmişti.

Yeni Medyanın en büyük gücünün içerik olacağını söylemek yersiz olmaz. Fakat içerik üretmek ve bu içeriğin viral olması, yani dilden dile dolanıp dallanıp budaklanması, twit edilmesi, paylaşılması için dikkat edilmesi gerekenler var. İster bir blog yazarı olun, ister web yöneticisi olun, ister şirket olun, hedeflerinizi maliyeti düşük şekilde büyütmek için içeriğe, viral içeriğe ihtiyacınız olacak.

Peki, virale dönük içerik pazarlama stratejisi oluşturmak için nelere dikkat edilmeli?

1- Tıklanabilir Olmalı: Ürettiğiniz içerik insanlarda tıklama hevesi uyandırmadığı müddetçe istediğiniz kadar kaliteli olsun, bir değer ifade etmez. Değeri yüz milyon dolarla ifade edilen Mashable gibi sitelerde ‘’How to’’, ‘’ 5 Ways To’’, ‘’10 Steps For’’ gibi yazı başlıklarına sıkça rastlıyorsunuzdur. Bunun sebebi insanların bu başlıkları görünce psikolojik  kırılma yaşamaları, heyecanlanmaları, merak etmeleri… Birisi size bir şeyin nasıl yapılacağının formülünü veriyor, ya da birkaç adımda nasıl yapabileceğini gösteriyor. Neden tıklamayasınız ki? ‘’Tıklamak’’ insanların oturup üzerinde düşündükleri bir şey değil, diğer bir deyişle surf yaparken rastladığınız bir içeriği ‘’ya acaba tıklasam mı’’, ‘’yok yok tıklamayım’’ diye düşünmezsiniz. Karar verme süreniz anlıktır. Ya tıklarsınız ya da tıklamazsınız, her iki eylemde de düşünmezsiniz, davranışınızı akıl süzgecinden geçirmezsiniz. Bu yüzden içeriğinizin tıklanma hevesi uyandırması öncelikle içerik başlığından geçiyor. İçerik başlığında ‘’ 7 Kilit Metod’’ , ‘’ Nasıl…., ‘’Yapılır’’ gibi sözcüklere yer vermeniz o içeriğin tıklanabilirliğini arttırır. Bu tarz üç başlık seçimi dışında bir başlığa karar verecekseniz başlığınız aşırı dikkat çeken, merak uyandıran sözcükler içermelidir.

Yurtdışındaki iş ilanlarına göz attığınızda ‘’ how to ‘’ ve ‘’ 5 ways’’ makalesi yazan personel arayan şirketlere rastlayabilirsiniz.

2- Başlık Vaat Ettiğini Gerçekleştirmeli: Güzel… İnsanlar başlığınıza tıkladı ya sonra? Eğer içerik- başlık uyumu vasatsa şüpheniz olmasın kısa süre sonra terk edilirsiniz. Siz onlara bir söz verdiniz, onlara bir yol göstereceksiniz, umut verdiniz, sözünüzü tutmalısınız. Yazdıklarınız, başlığınızı teyit etmeli, insanlar yazıyı okuduklarında aldatıldıklarını hissetmemeli aksine bir fayda sağlamalılar. Yoksa, popülarite uğruna itibarınızı zedelersiniz. Örneğin; bu yazıdaki başlığa (‘’İçerik Pazarlama Stratejisi İçin 6 Kurtarıcı Yöntem’’) tıklamanız çok kolaydı. Çünkü merak edilen bir konunun formülünü maddeler halinde açıklayacaktı. Eğer vaadettiğini gerçekleştirmemiş olsaydı, muhtemelen buraya kadar gelmezdiniz.

3- İçerik Fayda Sağlamalı: Bir ürünü neden alırsınız? Cevap: Fayda sağladığı için. Bir ürün iki şekilde fayda sağlar. A) Somut olarak B) Soyut olarak.

İçeriğiniz de bir ürün aslında. İnsanlar içeriğinizden ya bir şey öğrenmeli, ya eğlenmeli ya da real hayatına adapte edebileceği birikimler elde etmelidir. Ancak bu takdirde içeriğiniz değerlidir.

4- Kolay Paylaşılabilir Olmalı: Mükemmel bir başlığınız var ve başlığınıza uyan kaliteli bir içeriğiniz var ise yolun yarısını yarıladınız demektir. Yolun diğer yarısında karşınıza çıkan en önemli faktör, fayda sağlayan içeriğin paylaşmaya teşvik etmesidir. Bunun için,her içeriğinizin sonunda sosyal paylaşım butonu bulunmalıdır, butonlar yalnızca birkaç büyük sosyal ağ oyuncusunu değil, piyasada rağbet gören 10-15 sosyal ağı kapsamalıdır. Kısaca, paylaşılabilecek her mecranın ‘’paylaş’’ butonu bulunmalıdır.

 İnsanlar bir içeriği neden paylaşır?

a) Daha önce hiç bahsedilmeyen bir konudan bahsetmişsinizdir.
b) Daha önce bahsedilen bir konuyu detaylı ve ciddi şekilde incelemişsinizdir.
c) İçeriği okuyan kişileri heyecanlandırmış, gülümsetmişsinizdir.

İşte bu üç detaydan birini sade, herkesin anlayabileceği bir dile indirgeyip, klavyenizle ifade ettiğiniz takdirde viral, paylaşılacak bir içeriği oluşturmuş olursunuz. Geriye, arkanıza yaslanıp içeriğinizin kaç kişiye ulaştığını seyretmek kalır.

5- Arama Motoruna Uygunluk: Bu madde viral bir içerik için olmazsa olmazlardan biri değil, fakat daha çok kişiye ulaşmak için Google’ın dilinden biraz anlamanız fena olmaz.

Google başlık kısmında, yazının hemen başında ve yazının sonunda anahtar kelime bulunduran içerikleri, o anahtar kelime arandığında ilk sayfalarda çıkarmayı sever. Çünkü Google, en alakalı ve kaliteli içeriği ilk sayfalarda göstermek ister ve kullanıcısını böylelikle memnun eder. Kullanıcılarını arama yaptıklarında alakasız, spam içeriklerle gereksiz bilgi bombardımanına tutmaz, en azından bunu ilk sayfalarda yapmaz.

SosyalMedyacci’nin ilk zamanlarında paylaşılan ‘’sosyal medya nedir’’ isimli makalenin Google’da ilk sayfada görüntülenmesinin sebeplerinden biri de bu.(bu faktör tek başına yeterli değil; domain yaşı, anahtar kelime – içerik uyumu, backlink, domain yaşı vb. birçok faktör de var).

Burada dikkat etmeniz gereken nokta, anahtar kelimelere odaklanarak kelime fazlalağından kaçınmak olacaktır. İlk sayfada çıkacağım diye okuyucuyu rahatsız etmemelisiniz, eğer böyle bir amaç güderseniz Google bunu da fark edecek ve sizi arka sayfalara itecektir. Çünkü, içeriğinizi tıklayan kişiler sıkılıp ‘’ne saçmalamış bu’’ diye sayfayı terk ederlerse Google şu şekilde düşünür:
Ona değer verdim, ilk sayfalarda çıkarttım, fakat insanlar tıklar tıklamaz sayfayı terk ediyorlar, beni aldattı…( burası abartı oldu, Google bu kadar duygusal değil )

6- Doğru Zamanda Doğru Mecrada Paylaşım: Bir medya gücünüz vardır, ya da müthiş bir ziyaretçi trafiğiniz vardır, içeriğinizi kendi sitenizde paylaşmanız yeterli olabilir. Fakat eliniz bu kadar güçlü değilse elinizdeki diğer seçenekler nelerdir?

1- Sosyal Medyada alakalı kişilerin Twitter hesabınızı takip etmelerini sağlamak, ya da Facebook ve diğer mecralarda alakalı kişilere kendinizi beğendirmek ve içeriğinizi bu hesaplarda yaymak

2- Özellikle B2B şirketiyseniz içeriğinizi alakalı Linkedin gruplarında paylaşmak

3-  Siteniz ya da blogunuza giden ziyaretçi sayısını arttıracak faaliyetlerde bulunmak

SosyalMedyacci’nin Notu: Viral içerik oluşturmayı herkes ister, fakat bunu bazıları başarır. Başaranlardan biri olmak istiyorsanız değerli içeriği akıllıca üretmelisiniz. Sırf ilk sıralarda görünmek ve viral olmak için alakasız içerikler sunmamalısınız.

İçerik pazarlama stratejinizi bugünden belirleyin, yarın çok geç olabilir…

12 Nisan 2012 Perşembe

Instagram 1,5 Senede Nasıl 1 Milyar Dolar Etti?

1,5 senede 1 milyar dolar eden çok fazla şirket duymamışsınızdır. Bildiğiniz gibi Instagram bunu başardı. Peki piyasada binlerce iphone&android aplikasyonu(uygulama) bulunurken, instagram’ı bu kadar başarılı kılan neydi? 


Yeni medya düzeninde ürünü değerli kılan faktörler nelerdi? Facebook, Instagram için yüksek miktardaki doları neden gözden çıkardı? 




Neden 1- Mobil Kullanıcı Verileri: Çoğu yazımda yeni medyanın yalnızca sosyal ağlar olarak algılanmaması gerektiğini, sosyal medyanın alt başlıklarının sosyal ağ, içerik ve veri olduğunu belirtiyorum. Bazı paylaşımlarda okuduğum kadarıyla, Facebook’un Instagram’ı satın almasının  asıl nedenlerinden birinin Instagram'ın sahip olduğu 33 milyon kullanıcı datası olmadığı savunuluyor. 


Yani, Facebook’un zaten 1 milyar kullanıcı datası var, 30 milyon daha elde etmesi ne işe yarar ki? diye düşünülüyor. Fakat, gözden kaçan şey, Facebook’un sıradan bir müşteri datası almadığı. Tüm medyanın ve ticaretin mobil cihazlara taşınmaya başladığı bugünlerde, 33 milyon aktif mobil kullanıcıya ait bir veritabanı iyi para ediyor. Nitekim, Zuckerberg yaptığı açıklamada ‘’ Facebook ilk defa bu kadar kullanıcısı olan bir uygulamayı satın alıyor, bu çapta büyük satın almaları devam ettirmeyi planlamıyoruz’’ dedi. Diğer bir deyişle, satın almanın sebebini Instagram’ın sahip olduğu kullanıcı sayısı olarak yorumladı.


Neden 2- Rekabet: Google ve Facebook arasında bir rekabet olduğu gün gibi aşikar. İki büyük oyuncu da birbirlerinin önüne geçmek için farklı hamleler yapmak zorunda, aynı zamanda birbirlerinin hamlelerini önceden tahmin ederek önlem almak durumunda. Facebook için bu satın alma bir önlem olabilir. Google, google +’a yatırım yapıyor ve Facebook’un karşısına çıkarmak istiyor, bu yüzden-eğer Facebook satın almasaydı- Google Instagram’ı satın alarak rekabet gücünü arttırabilirdi. Facebook böyle bir tüyo aldıysa erken davranmış olabilir.


Neden 3- Instagram’ın Kendi Başına Oluşturduğu Tehdit: Yeni medyanın anahtar kelimesi ‘’engagement’’  (etkileşim diyelim) oldu ve olacak. Facebook, kazandığı paranın büyük kısmını fotoğrafların altında ''comment'' kısmında yer alan kullanıcıların atışmaları, sataşmaları, yorumları üzerinden sağlıyor. Çünkü resimler Facebook’u Facebook yapan en önemli öğe. Resimler paylaşıldığı için Facebook’a ilgi var. Instagram da tam olarak bunu yaptı. Resimler üzerinden insanları mobil cihazlarıyla sosyalleştirdi. Instagram uzun vadede kullanıcı sayısını arttırabilir ve Facebook’taki birkaç özelliği kendine adapte ederek Facebook'un pastasını tehdit etmeye başlayabilirdi.


Neden 4- Facebook'un Sıradışılaşma İsteği: Tüm sosyal ağlar için birgün demodeleşme riski vardır. Çünkü kullanıcı modaya uyar ve trende yönelir. Kullanıcılar, onları sosyal ağa bağlayacak ögeler olmadığı müddetçe son trend sosyal ağlara yönelme eğilimi gösterirler. Unutmayın ki, Hi5 ve MySpace'in son senelerde yaşamış olduğu hüsran hala konuşuluyor.  İşte Facebook da bu hüsranı yaşamamak için ürününü çeşitlendirmek zorundaydı. 


Son raporlara göre, kullanıcılar Facebook üzerinde 2011'e göre yarı yarıya daha az oyun oynuyor. Yani, Zynga, Farmville devri yavaş yavaş kapanıyor. Facebook üzerinden oynanan oyunların kullanıcıyı sitede tutmak ve etkileşime sokmak için müthiş bir silah olduğunu dillendirmemize gerek yok.  Kısaca bu silah artık son mermilerini boşaltıyor.


Diğer taraftan piyasada tutunmaya başlayan Pinterest, Google+ gibi sosyal ağlar Facebook'un rüyalarını kaçırıyor. Dolayısıyla Facebook ürün yelpazesini genişletmek zorunda kalıyor. Instagram müthiş filtreleriyle Facebook'a yüklediğiniz resimleri farklılaştırabilir. Bu da Facebook için kullanıcıların etkileşime girmesi anlamına geliyor.


SosyalMedyacci'nin Notu: Kendilerini resim üzerine konumlandıran sosyal ağlar son günlerde senede sıçrama yapmış durumda. Bu aralar trendin lokomotifi Pinterest olmaya başladı. Diğer deyişle, kullanıcıların eğilimi resim üzerinden sosyalleşmek oldu. Facebook bu durumu gördü ve Instagram'ı satın alarak akıllıca bir hamle yaptı. 


Karşı hamle olarak Google'ın adı Pinterest'i satın alma dedikodularına karışır mı? Bekleyip göreceğiz...

10 Nisan 2012 Salı

Pinterest'in Getirdiği 4 Yenilikçi Kampanya

Pinterest’in bu kadar başarılı olmasını herkes büyük bir hayretle karşılıyor, çünkü Google+’ın patlama yapacağı sene olarak dillendirilen 2012, Pinterest’e kıyak geçti. Gerçi kıyak geçti demeyelim, Pinterest’in sade tasarımı ve yapılmayanı yaparak sosyal medyanın nimetlerini resimler üzerinden sergilemesi kadınları cezbetti.

Kadınların pinterest ile yatıp pinterest ile kalktığı, makyaj modellerini pinterest üzerinden çaldığı, pişirdikleri yemeklere pinterest tuzu koyduğu bugünlerde şirketler de boş durmuyor ve birbiri ardına pinterest kampanyaları gerçekleştiriyor.

Bugüne kadar gerçekleştirilen 5 pinterest kampanyasını mercek altına yatıralım:

1- Kotex: İlkler özeldir. Kotex’in, dünyanın ilk pinterest kampanyasını gerçekleştirmesinin üzerinden uzun süre geçmese de, sınırları zorlayıp Twitter ve Facebook’un dışına çıkması her zaman hatırlanacak.

2012’de açıklanan istatistiki verilere göre; Amerika’da bulunan Pinterest kullanıcılarının %83’ünün bayan olduğu düşünüldüğünde Pinterest, Kotex markası için doğru adres. Doğru kitleye doğru reklamı ilettiğiniz takdirde başarılı olmanız kaçınılmazdır.

Kampanya Hakkında: Kotex, pinterestte etkileyebileceği kitle yüksek olan 50 bayan seçti ve bu bayanların pinlerinden ilgi alanları hakkında bilgi edindi ve onlara özel hediye paketi hazırladı.


Başarı Düzeyi: Kotex doğru hedef kitleye ulaştı ve Pinterest’te düzenlediği ‘’Women’s İnspration Day’’ isimli kampanya ile 693 bin kişilik bir etki alanı(impression) yarattı. Bu etkiyi talihlilere göndermiş olduğu 50 hediye paketi ile gerçekleştirmiş olması maliyet-getiri olarak düşünüldüğünde ciddi bir başarı.

Başarı Sebebi: Hedef kitle için doğru sosyal mecra seçimi, beğenilerine yönelik ürünlerle tüketiciyle kurulan duygusal bağ.

2- Guess’in  ‘’Color Me Inspired’’ Kampanyası: Guess her ne kadar bir Amerikan markası olsa da kıyafetlerinde kullanılan çizgiler kıyafetlere bir İtalyan elinin değdiğinin kanıtıdır. İtalyan asıllı Marciano kardeşler tarafından kurulan bu moda devi, sosyal medyayı iletişim stratejisinin içine almışa benziyor.

Kampanya Hakkında: Bahar sezonu ürünlerini tanıtmak için kullanıcılardan ‘’guess my color inspiration’’ isimli pin tahtalarını yaratmaları istendi. Katılımcılardan kendilerine en çok ilham veren renklerin bulunduğu en az 5 resimi pinlemeleri talep edildi.1 hafta süren kampanya sonuna ünlü moda blogcularının jüriliğinde talihliler belirlendi.


3- Peugeot: Fransız araba üreticisi Peugeot, Pinterest’e duyarsız kalamadı ve yeni sosyal medya fenomeninde bir kampanya düzenledi.

Kampanya Hakkında: Pinterest’te reklam şeklinde beliren 3 yeni model Peugeot’nun bazı parçaları kayıp. Bu peugeotların eksik parçalarını bulup puzzle’ı tamamlayan ilk 5 kişi ödülleri kazanıyor. Peugeot Panama’nın gerçekleştirdiği bu kampanya yenilikçi görünüyor. Bu arada puzzle’ı tamamlamak için Peugeot Panama’nın Facebook sayfasına girmeniz ya da web sitesine girmeniz gerekiyor ki eksik parçaları bulun ve pinterest duvarınıza pinleyin.




Başarı düzeyi: Otomotiv sektöründe Pinterest’i bir reklam aracı olarak kullanan ilk şirket Peugeot oldu ve bu yenilikçi anlayış Peugeot’un inovasyona verdiği önemin bir göstergesi sayılabili. Diğer taraftan daha önce Facebook’ta gördüğümüz Puzzle oyunu ilk defa Pinterest’e Peugeot ile taşınıyor.

Peugeot Neyi Doğru Yaptı?: Puzzle oyununu tamamlamak için Peugeot’un facebook sayfasının beğenilmesi gerekiyor. Beğendikten sonra ise pinterest’e dönerek eksik parçaları pinlemek gerekiyor. Yani, kampanyada birden fazla sosyal ağ hesabı aktif olarak kullanılıyor.

4- British Midland International: Havayolu şirketlerinin sosyal medyayı aktif bir şekilde kullandığına birçok kez şahit olduk. Boş koltuklarını Facebook üzerinden anlık olarak satışa çıkaran havayolu şirketleri, Foursquare check-in yapan yolcularına hediyeler şirketler… 


Lufthansa ile partner olan BMI Pinterest’i sosyal medya çalışmalarına dahil eden ilk havayolu şirketi olsa gerek.  


Kampanya Hakkında: Ağırlıklı olarak Londra çıkışlı uçuşlar düzenleyen BMI uçuş gerçekleştirdiği güzergahlardan 5’ini kampanyaya dahil ediyor.Her bir güzergaha ait 9 resmin bulunduğu boardların(panoların) her biri numarlandırılmış, kullanıcılar bu numaralandırılmış güzergah resimlerini pinliyor ve her hafta yapılan çekilişle talihliler uçak bileti kazanıyor.




SosyalMedyacci'nin Notu: Facebook ve Twitter'ın ardından en çok kullanıcıya ulaşan 3. sosyal ağ olmayı başaran Pinterest, Google+'a Facebook benzeri bir sosyal ağa piyasanın ihtiyacı olmadığını göstermiş gibi görünüyor. Yeni oyuncular dijital piyasaya renk getiriyor ve rekabet iyiden iyiye kızışıyor.

6 Nisan 2012 Cuma

Sosyal Medyada Doğru Bilinen 10 Yanlış

1- Sosyal Medyayı Yalnızca Büyük Şirketler Kullanabilir

Yanlış. Sosyal Medya küçük bütçeyle de insanları etkileyebileceğiniz bir alan. Uzmanlık alanınızla ilgili youtube gibi video paylaşım sitelerine hazırlamış olduğunuz kısa sunumları ekleyebilir ve iyi bir youtube optimizasyonuyla bu videoları birçok kişiye ulaşabilirsiniz. İnsanlar ücretsiz ve faydalı bilgileri sever. Bir restoran işletmekteyseniz ise foursquare check-in yapanlara özel indirimler sunabilirsiniz.

Bir hosting servisi ve alan adı alarak profesyonel görünümlü wordpress şirket blogu açmak da ucuz fakat etkili bir yöntem. Bu blogu ara ara güncelleyerek birçok insana ulaşabilirsiniz.

2- Sosyal Medya Satışlarımı Zirveye Ulaştırır

Yanlış. Sosyal Medyayı satışlarınızı direkt olarak arttırmak için araç olarak görüyorsanız, yanlış yoldasınız. Sosyal Medya, potansiyel ve hali hazırdaki müşterilerinizi etkilemek, onları dinleyip hizmetinizi geliştirmek, memnuniyet ve marka farkındalığı yaratarak dolaylı olarak satışları arttırmak için kullanıldığı takdirde çok daha etkili. Yalnızca kampanyalar üreterek müşteriyi bağlamanız mümkün değil, onları anlamalı, dinlemelisiniz. İletişim ve etkileşim sosyal medyaya çıkış parolanız olmalı.

3- Kesinlikle Facebook ve Twitter’da Bulunmalıyım

Yanlış. Kalitesiz, içi boş bir ürününüz varsa, sosyal medyaya dalmak büyük hata olur. Facebook ve Twitter sayfanızı oluşturmak birkaç dakikanızı alır, ya sonra? Memnun olmayan müşteriler, hakaretler… Güvendiğiniz, markanızın rakiplerinizi birkaç alanda geride bırakabilecek bir imajı yoksa ve siz de aynı şekilde yalnızca sıcak satışa dayalı, kısa vadeli bir şirketseniz sosyal medyayı kullanmamanız güzel bir fikir.

4- Sosyal Medya da Ne? Varsa Yoksa Geleneksel Medya

Yanlış. Vizyonunuzu genişletin. Geleneksel Medyanın gücünü reddetmek mümkün değil, fakat sosyal medyanın kaleleri ele geçirdiğini görmek lazım. Dünyada internete ulaşım oranın artmasına paralel olarak sosyal medya  gücünü sürekli arttırıyor. Herşey dijitalleşip internet ortamına taşınıyor. İnternet ve çoğu bilgi de 10-15 sene içinde büyük oranda gözlüklere taşınabilir. Nasıl mı?

Google, üzerinde çalışmakta olduğu ‘’Project glass’’ isimli projesini birkaç gün önce tanıttı. Bu projeye göre gözünüze taktığınız gözlük, ses komutlarınıza bağlı olarak neredeyse çoğu gündelik işinizi görüyor. Mesajlarınız, telefon görüşmeleriniz, hava durumu, saat…  Geleneksel medyayı cepte tutarak, sosyal medya ve teknoloji gerçeğini harmanlamak gerekli. Google’ın sıradışı tanıtım videosunu izleyelim:


5- Sosyal Medya Risksizdir

Yanlış. Sosyal Medyayı ve müşterilerin online gücünü küçümserseniz, şirketinizin itibarını ayaklar altına alabilirsiniz. Medyaya katıldığınız, röpörtaj verdiğiniz, bilgi paylaştığınız her ortamda risk vardır. Bu risk, sizi krizlere taşıyabilecek kadar ciddi olabilir. Bu yüzden sosyal medyanın risklerini bilerek iyi bir iş planı hazırlamanız, B planınızın bulunması gerekir.

6- Sosyal Medyada Ölçümleme Yapılamaz

Yanlış. Sosyal medya çabalarınızı ölçmek için ücretli olduğu kadar ücretsiz de birçok araç mevcut. Twitter ve Facebook analiz araçları dışında, feedburner ile sitenize abone olan kişi sayınızı görebilir, addthis ve addtoany gibi sosyal paylaşım butonlarının sunduğu analitik araçlarla içeriğinizin kaç kere paylaşıldığını takip edebilirsiniz. Ölçümlemesi yapılamayan konu, sosyal medyanın kurumsal itibarınıza katkısı gibi konulardır.

7- Takipçi Sayımı Arttırırsam Yolun Yarısını Tamamlarım

Yanlış. 100 bin takipçiyi, belki de çoğu spam takipçiyi ne yapacaksınız? Onların birbiriyle markanızı tartışmasını sağlayamadıktan sonra, ürettiklerinizi paylaştıramadıktan sonra sanal takipçilerinizi çöpe atabilirsiniz.

8-  Sosyal Medya İçin Fazladan Bir Kişi İstihdam Etmeme Gerek Yok

Yanlış. Hele de kurumsal, büyük ölçekli bir firmaysanız. Şirketinizde çalışan bir personel, danışmanlarla ve ajanslarla ortak projeler üretmelidir. Aksi takdirde büyük bir müşteri potansiyelini kaçırırsınız. Hele de rakiplerinizin çoktan atağa geçip sosyal medya yardımıyla müşteri kapmaya başladığı bir arenada.

9- SEO ve SMO Aynı Anlama Gelir

Yanlış. SEO, arama motorlarında üst sıralara çıkabilmek için yapılan çabaları ifade eder. SMO ise web sitenizi veya markanızı sosyal mecralarda popüler hale getirmek üzere yapılan çabalardır. Paylaşılabilme ihtimali yüksek içerikler üretmek, online ortamda viral pazarlamaya dönük kampanyalar düzenlemek örnek olarak verilebilir.


10- Bir Sosyal Medyaya Girelim, Gerisi Çorap Söküğü Gibi Gelir

Yanlış. Mutlaka bir yol planına göre hareket edin. Önceden hedeflerinizi, amacınızı açıkça belirleyin. Başarı kriterlerinizi dizin. Sürekli başarı derecenizi ölçün, stratejik planlama ve pazar araştırması hangi işi yaparsanız yapın gündeminizin ilk maddesi olmalı.

4 Nisan 2012 Çarşamba

Merak Edenler İçin 9 QR Kod Kampanyası Örneği

QR kod kampanyaları bir bir gelmeye başlıyor. Mobil cihazlar yaygınlaşmadan önce Japonya’da yaygın olarak kullanılan, fakat Türkiye ve dünyada mobil cihazların kullanımının artmasından sonra patlama yapan QR kodların bir kampanya aracı olarak nasıl kullanılması gerektiğini aşağıdaki örneklerden inceleyelim. Türkiye’de hala yaygınlaşmaya devam eden QR kod kullanımı birçok alışveriş mağazasının vitrinini süslemeye başlıyor ve bu durum kampanyaların da çok yakın zamanda sesini arttırarak kapıyı çalacağını gösteriyor.

1- Heineken: Heineken, düzenlediği açık hava festivalini tam bir QR kod şölenine dönüştürüyor. Nasıl mı?

Konser alanında kurulan standta katılımcıların mesajlarının yazılı olduğu QR kodlu yapışkanı üreterek. Stantın olduğu bölgeye gidiliyor ve yetkiliye QR kodun altında gizlenmesi istenen mesaj iletiliyor.(Örneğin; ‘’Benimle dans eder misin’’?). Organizasyon yetkilisi kullandığı QR kod programıyla saniyeler içinde mesajı QR koda dönüştürüp, ortaya çıkan stickerı katılımcıya veriyor. Katılımcı kıyafetine bu QR kodu yapıştırıyor. Katılımcılar birbirlerinin üzerindeki QR kodları mobil cihazlarla okutuyor ve eğlenceli dakikalar başlıyor. Sevgili arayan mı ararsınız, Justin Bieber’e mesaj gönderen mi, gerçekten mükemmel bir kampanya… Hatta en beğendiğim QR kod kampanyası demeliyim. Neden mi?Çünkü eğlence ve etkileşim var. QR kod tüketicilerin iletişim kurması için kullanılıyor. İzleyelim:


2- Toys’R’Us: QR kodların en güzel kullanım alanlarından biri de ürünlerin üzerine yerleştirilip, tarandığı takdirde tüketicileri ürünlerle ilgili detaylı bilgi vermesi veya bir tanıtım videosuna yönlendirmesi. Toys’R’ Us, bazı ürünlerinin üzerine QR kod görselini koyuyor ve ‘’air swimmers extreme’’ adını verdiği ürünlerini qr kodlarla süslüyor. Örneğin aşağıdaki görselin üzerindeki qr kodu,qr kod okuyucu yardımıyla tarattığınızda, ürünün renkli tanıtım videosuna yönlendiriliyorsunuz. Örneğin aşağıdaki resimdeki kodu taradığınızda yönlendirileceğiniz video:


















3- Opel: Opel, uyguladığı QR kod kampanyasında  Oti Holding bünyesinde yer alan Odeon Tours ve Vestel ile işbirliğine gitmiş. Odeon ve Vestel’den indirim kapabilmek için yapılması gereken Opel showroomlarında bulunan QR görsellerini taratmak. Bu takdirde Odeon’dan yüzde %40’a varan erken rezervasyon indirimi, vestel e-mağazadan ise %10’luk bir alışveriş indirimi kazanabiliyorsunuz.


4- Google: Google, WebGL bookcase projesiyle QR kodu iyice benimsemişe benziyor ve rutin çalışmalarının içine QR kodu tamamen yerleştirdiğini kanıtlıyor. WebGL Bookcase'i tanımlamak için, 100 binin üzerinde kitap bulunduran 3D online kütüphane diyebiliriz. Kütüphanede konuya göre tarama yapabiliyorsunuz. Kitabı beğendiğinizde satın almak üzere books.google.com’a yönlendiriliyorsunuz. İsterseniz her kitabın sol alt köşesinde bulunan QR kodu tarayabilir ve kitabı download edebilirsiniz.


5- Maserati: İtalya-Bologno’da doğan lüks otomobil üreticisi Maserati, gerçekleştirdiği QR kod kampanyası ile insanlara markaya müdahele hakkı veriyor. Nasıl mı? Birçok dergiye verdiği QR kodlu reklamlarında QR kodu tarayan kullanıcılar Maserati’nin oluşturduğu mini siteye yönlendiriliyorlar. Bu site üzerinde hayalinizdeki Maseratiyi tasarlayabiliyorsunuz.


6- Betfair: 51.700 kişi kapasiteli Dublin stadyumunun ortasına futbol toplarından QR kod yapmak kimin aklına gelirdi? Tabii ki futboldan para kazanan birilerinin. Ünlü bahis şirketi Betfair, birkaç güzel kızı viral videosunda kullanarak (iddiası o ki 7 asistan bu QR kodu yapmak için canla başla çalışmış), futbol toplarından kocaman bir QR kod yapabildiğini gösteriyor. Taranan QR kod ile kendinizi Betfair’in kampanya sayfasında buluyorsunuz. Videoda paraşütle atlayıp QR kodu tarayan arkadaşımız iyi bir iş çıkarmış. Göz atalım:


7- Lego: Lego Almanya’nın en büyük online oyuncak mağazalarından olan mytoys.de ile işbirliğine gidiyor ve çok fazla kişinin önünden geçtiği bir billboarda lego parçalarından oluşan QR kod yerleştiriyor. QR kodu okuttuğunuzda mytoys.de’nin lego kısmına uçuyorsunuz. Reklamda belirtilene göre, mytoys.de’nin ziyaretçi sayısı bu kampanya sayesinde ciddi şekilde artmış.


8- Heinz: Amerika’da ketçap pazarının %50’sini elinde bulunduran Heinz, ketçap kutularının arkasına koyduğu QR kodu tarayan tüketicileri online bir çekilişe yönlendiriyor ve bu çekilişi kazananlara ekolojik ürünler dağıtıyor. Doğaya duyarlı bu kampanyada verilen ödüllerden biri de Hibrit otomobil.


9- Victoria’s Secret: Miranda Kerr, Gisele Bündchen, Adriana Lima, Tyra Banks… Victoria’nın melekleri saymakla bitmez. ABD’li moda şirketi ‘’seks satar’’ cümlesinden yola çıkmış olacak ki billboardlara koymuş olduğu reklamlarda modellerin üzerine QR kod yerleştirmiş (tabii QR kodun yerleştiği yer biraz müstehcen). Aşağıda gördüğünüz resimde Candice’nin sırrını ortaya çıkarın diyor ve QR kod tarandığında model Candice Swanepoel’in tanıtımını yaptığı iç çamaşarı modelin üstüne giydiği şekilde ortaya çıkıyor.


 SosyalMedyacci'nin Notu: QR kod kampanyalarını bu kadar farklı kılan şey aslında gizemi. QR kodun ardında bilinmeyen var ve insanlar bilinmeyen markayı,ürünü ister istemez merak ediyor. Bu merak müşteriye indirim kuponu veya bedava ürün vermek gibi ekstralarla süslenince daha fazla etki yaratıyor.
QR kod çoğu marka için fark yaratıyor.

2 Nisan 2012 Pazartesi

Kriz Yönetiminde Bir Araç Olarak Sosyal Medya

Geçtiğimiz yazılarda domino etkisi gösterip hızla yayılan sosyal medya krizlerinden bahsetmiştik. Dominos Pizzayı derinden etkileyen krizi ve McDonalds’ın McDstories ile yaşadığı küçük çaplı sosyal medya çarpılmasını örnek vaka olarak incelemiştik. Şüphesiz bu tramvaların ortadan kaybolmasındaki en büyük etken, uygun kriz iletişim stratejilerinin seçilmesiydi.

Dominos’un yaşadığı krizde şirket CEO’sunun online video ile açıklama yaparak müşteriyi ikna etme çabası ve bunu büyük oranda başarması, sosyal medyadan kaynaklanan bir krizin yine bir sosyal medya aracı ile nasıl yumuşatılabileceğine dair en pozitif örneklerden birini teşkil ediyor.

Kriz Yönetim uzmanlarından Timothy Coombs’un, krizde kurulacak iletişimi sınıflandırdığı kitabında bahsettiği kavramlardan biri de ‘’yok sayan strateji’’ idi. Bu strateji, kurumun veya kişinin krizin olduğu kabul etmemesi, aksine reddetmesi ve neden bir kriz olmadığını gösterme çabasına girişmesi olarak ifade edilebilir.

Sosyal Medya, krizi bu şekilde yönetmeye çalışan ve hikayesini hüsranla sonuçlandıran birçok şirket gördü. Dolayısıyla bu tecrübelerden çıkarılması gereken ders, yeni medya düzeninde içinde bulunulan krizi reddetme çabasının, her zaman olumsuz senaryo ile sonuçlanacağıdır.

Bu durumun sebebi sosyal medya ve paylaş butonlarının etkisiyle ufak çaplı krizlerin kısa sürede çarpan etkisi gösterebilmesi. Ekonimide kullanılan bir kavram olan çarpan etkisi (gelir elde edenlerin harcama yaparak başkalarına gelir oluşturması, gelir oluşan grubun da harcama yatarak başkalarına gelir yaratması ve bu döngünün bu şekilde uzayıp gitmesi), sosyal medyada da kendini hissettiriyor.

Sosyal Medyanın Çarpan Etkisi, online ya da offline olarak paylaşılan bir içeriğin Facebook, Youtube, Twitter gibi sosyal mecralarda paylaşılarak domino etkisi göstermesi ve sınırsız sayıda kişiye ulaşabilme potansiyeline sahip olmasıdır. Bu durum markayı iki farklı senaryoya sürükleyebilir:

1- İyi Senaryo: Gerek marka gerekse potansiyel müşteriler yeni hizmet, kampanya veya ürünün duyurulmasını sosyal medya ile sağlayabilir ve reklam sosyal medyanın çarpan etkisiyle bir anda yayılır.

2- Kötü Senaryo: Kaynağını bir hizmet veya personelden alan, şirketin veya kişinin daha önceden beklemediği olumsuz bir durum sosyal medyanın çarpan etkisiyle bir anda yayılır.

Kötü senaryo ile mücadele etmenin en önemli adımlarından biri Youtube ve Facebook kanallarını kullanarak basına yetkili birinin açıklama yapmasıdır. Doğmak üzere olan KFC krizini Malezya KFC’nin operasyon müdürü bu şekilde yönetebilmiştir.(Malezya KFC’de çalışan personellerden birisi KFC mutfağında gıda sağlığını tehdit edecek eylemlerde bulunmuş ve bunu sosyal medyada yayınlamıştı)

KFC müdürünün sosyal medyada patlak veren krizin etkisini azaltmak için yaptığı konuşmayı izleyelim:


 SosyalMedyacci’nin Notu: Videoda görüldüğü gibi sosyal medya, kriz iletişiminde kullanılabilecek en faydalı argümanların başında gelmektedir. Etki alanının genişliği ve tüketiciyle kurduğu samimi hava, kriz yönetiminde sosyal medyanın yeni bir araç olarak kullanılmasının önünü açmıştır.

Ayrıca markanın sosyal medyada hakkında söylenenleri takip araçları ile gözlemlemesi olası krizleri engellemede hayati önem taşır.

1 Nisan 2012 Pazar

Apple Google’ın Oyununu Bozdu mu?:6 Maddede İnceleme

Geçtiğimiz yıllarda birçok kez  dünyanın en başarılı şirketi olarak görülen Google, özellikle son 2 senedir bu konumunu korumakta zorlanıyor. Google, senelik geliriyle, teknoloji + bilişim alanında açtığı çığırlarla ve üst düzeyde tuttuğu çalışan memnuniyetiyle hep göz önünde oldu. Adını defalarca Forbes’in senelik düzenlediği sıralamalarda en üst sıraya taşıdı.

Fakat Apple’ın İpad ve İphone ile yakaladığı başarı, Google’ın pabucunu dama çoktan attı bile. Apple’dan kovulan kurucu yöneticinin küllerinden doğarak gelmesi, geldiğinde ise bilişim sektörünü adeta sil baştan yazması birçok kişiyi şaşırtsa da Steve Jobs’u yakından tanıyanlar durumu olağan karşılamıştı.

İki Güçlü Firmaya Derin Bir Bakış

1- Ciro ve Net Kar: Şirketler sosyal amaçlarla kurulmaz. Bir şirketin başarısındaki en büyük kriterlerden biri elde ettiği gelir, daha önemlisi ise kardır. Net karın yüksek olması, özellikle bilişim sektöründe boy gösteren aktörler için önemli bir kıstas. Büyük bilişim devleri, karlarının bir kısmını daha iyilerini icat etmek için Ar-Ge’ye( araştırma-geliştirme) yatırmak zorunda. Nitekim,  Apple Avrupa’yı ve Amerika’yı etkisi altına alana 2008 krizini fırsata çevirip büyümeyi başarırken,bu başarıyı ciddi dolarlar ayırdığı ar-ge yatırımlarına borçluydu. 

2008’e kadar göz önünde olan yalnızca iki ürünü bulunan(ipod ve imac) Apple, 2008 sonrasında ipad ve iphone ile tüm dünyaya meydan okudu.

Diğer taraftan Google için de aynı durum söz konusu. Elde ettiği karın bir kısmını yeni hizmetleri piyasaya sürmek için kullanıyor. 2011’de iki şirketin net kar ve ciro rakamları şu şekilde:

Google

Google 2011’de elde ettiği gelirin %96’sını reklamlardan elde ettiğini hatırlatalım.

2011 Geliri: 37,9 milyar dolar
2011 Karı  : 9,7 milyar dolar

Apple

2011 Geliri: 108,2 milyar dolar
2011 Karı   : 25,9 milyar dolar

*Referanslar: Wikipedia

2011 senesinde Apple Google’ın neredeyse 3 katı kadar kar elde etmiş.

2- Çalışan Memnuniyeti ve Çalışan Sayısı: Apple ve Google çalışanlarına  ödediği yüksek ücretler, çalışma ortamı rahatlığı ve zorlu işe giriş mülakatlarıyla lanse edilir hep. Bu durum çalışanların memnuniyetine yansıyor mu, inceleyelim:

Google

Google 2011 Çalışan Sayısı: 32.467 kişi
Çalışanların Memnuniyet Derecesi: 5 üzerinden 3.9
Çalışanların Yüzde Kaçı CEO’yu onaylıyor?:  %94

Apple

Apple 2011 Çalışan Sayısı: 60.400 kişi
Çalışanların Memnuniyet Derecesi: 5 üzerinden 3.7
Çalışanların Yüzde Kaçı CEO’yu onaylıyor?:  %97

3- Mobil İşletim Sistemleri

Apple iOS, Google ise Android ile piyasayı büyük oranda paylaşıyor. Aralarındaki rekabet yüksek düzeyde ve pazar payları sundukları güncel ürünlere dayalı olarak değişiyor. Aşağıdaki grafikte 2011’in sonlarında iOS satışlarının Android satışlarının ensesinde olduğu görülüyor. iOS’un yalnızca iPhone cihazlarında bulunduğu düşünülürse Apple’ın ne kadar başarılı olduğunu bir kez daha görebiliriz.



Android işletim sistemi olan cihazların satış fiyatı, İOS’lu cihazlara göre daha düşük, fakat bu Android’in İOS’u geriden seyrettiği anlamına gelmiyor.
Aşağıdaki infografikte ios ve android kullanıcılarının memnuniyet düzeyleri karşılaştırılmış. Memnuniyeti değerlendirmek için kullanıcı yorumları dikkate alınmış. iOS kullanıcıları iOS uygulamalarından(app) android kullanıcılarına göre daha memnun. İnceleyelim:





4- Başlıca Ürünler

Google ‘ın ürün yelpazesi Apple’a göre çok daha geniş. Google daha çok yazılım üzerine kendini konumlandırırken, Apple elle tutulur gözle görülür cihazlara ağırlık veriyor.

Google

Google Search, Google Docs, Android, Google Maps, Google Alerts, Google Webmaster Tools, Google Trends, Google Insights, Google+


Apple

Mac, iPod, iPhone, iPad ve iTunes.

5- Arama Motoru

Uzun süre Apple’ın Bing’i arama motoru olarak  iPhone’a koyabileceği tartışılmıştı, fakat iPhone şimdiye kadar çıkardığı hiçbir modelinde Bing’i varsayılan(default) arama motoru yapmadı.

Ancak Opera, iPhone’un varsayılan tarayıcısı olmaya devam ediyor. Kısacası Apple, Google’ın Chrome ile kurmaya çalıştığı tarayıcı tekelini reddediyor ve Opera ile çalışıyor. Aynı şey ileride piyasaya sürülecek iPhone modellerinde varsayılan arama motorunun Bing’e veya Yandex’e dönmesiyle sonuçlanabilir.


Google’ın Apple’a iPhone’daki varsayılan tarayıcı olmak için 1 milyar dolar civarında para ödediği konuşulmuştu. Apple, Bing’in kendini daha kuvvetli hissetmesi durumunda Bing ile çalışmaya başlayabilir ve bu durum google’ı muhtemelen epey yaralar. Çünkü önümüzdeki seneler mobil dünyanın egemenliği altında geçecek. iPhone’un her geçen sene satışlarını muazzam seviyede arttırdığını düşünürsek, çıkartacağı ucuz modeliyle çok daha geniş kitleye ulaşabilir. İleride böyle bir senaryoya hazırlıklı olunmalı.

6- Mobil reklamlar

Geleceğin bilişim senaryosu mobil cihazlar ve sosyal medya üzerinden kurgulanıyor. Google Android’i yaygınlaştırdı ve  Adsense ile aynı işi mobil ortamda yapacak bir reklam sistemine ihtiyaç duydu. Android cihazlardaki bu reklam sisteminin adı Admob… Google, Adsense ile web site sahiplerine reklamveren bulduğu gibi, AdMob ile Android uygulama sahiplerine de reklam buluyor. Apple ise iAd ile aynı stratejiyi benimsedi. Apple, İos geliştiricilerine iAd sistemi ile reklam teklif ediyor. Google, Adsense tecrübesine sahip olduğu için iPhone’a göre avantajlı.

SosyalMedyacci’nin Notu: Apple’ın son senelerde yaptığı ataklar, Google dahil birçok rakibinin oyununu bozuyor.

Bilişim sektöründeki şirketler için tehdit her zaman çok büyük. Çünkü daha yeni, ucuz ve kaliteli bir teknoloji eski oyuncuyu bir anda silip süpürebilir. Yani, teknolojinin içinde yer alan hiçbir firmanın gelecek garantisi yok. Chrome’a karşı Opera, AdMob’a karşı iAd ve Android’e karşı iOs, iki firmayı sık sık karşıya getirdi. Apple’ın mobil cihazlarındaki tarayıcısını da Google’ın orta çaplı rakiplerinden Bing ya da Yandex’e çevirmesi tüm dengeleri altüst edebilir.